29 Temmuz 2017 Cumartesi

ÇOK ÖNEMLİ VE ACİL TEDBİR GEREKTİREN BİR KONU: ‘EN ÇOK TÜRKİYE'Yİ VURACAK’

‘EN ÇOK TÜRKİYE'Yİ VURACAK’
Küresel iklim değişikliğine ilişkin tartışmaların Türkiye için yeniden gündeme geldiğini söyleyen Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Bozoğlu, ‘İç Anadolu’da kuraklık, Ege ve Akdeniz’de ise sel riski var’ dedi. 
Dünya üzerinde iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Baran Bozoğlu, “Çünkü üç tarafı denizlerle çevrili ve Akdeniz Havzası’nda. Bilimsel modelleme çalışmalarında sel felaketleri, bazı bölgelerde kuraklık ve tarımsal üretimin düşüşü özelinde en büyük etkinin Türkiye’de olacağı görülüyor. En çok etkilenecek şehirlerin başında ise İstanbul ve İzmir’in geldiğine dair bir akademik çalışma yeni yayınlandı” ifadelerini kullandı.
[29 Temmuz 2017, Çevre Mühendisleri Odası Başkanlığı  / Ankara]
İstanbul’da yaz ortasında yaşanan sel ve fırtına, tüm dünyanın üzerinde durduğu küresel iklim değişikliğine ilişkin tartışmaların, Türkiye özelinde yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, dünyanın hızlı bir iklim değişikliği problemi ile karşı karşıya bulunduğunu belirterek, “Bu durum zaman zaman doğrudan bazen de hissettirmeden hayatımızı etkiliyor. İklim değişikliği dendiğinde genelde ilk aklımıza gelen şey küçük bir buzun üzerindeki kutup ayısıdır. Yapayalnız kalmış, buz eriyor ve ölme tehlikesiyle karşı karşıya gibi bir imaj kafamızda canlanıyor. Ancak iklim değişikliği aynı zamanda sel felaketi karşısında İstanbul’da arabaların tepesinde mahsur kalan insanlar da demek. Yani sadece kutup ayıları değil hepimiz tehlikedeyiz” ifadelerini kullandı.
KURAKLIK VE SEL RİSKİ
Bozoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Sanayi Devrimi’nden sonra dünya yüzeyinde yaklaşık 1.1 santigrat derece sıcaklık artışı olduğunu görüyoruz. İklim değişikliğinin anlamı; buzulların erimesi, sel felaketlerinin artması, kuraklığın çesitli bölgelerde yoğunlaşması, biyoçeşitlilik dediğimiz türlerin risk altına girmesi, ekolojik dengenin bozulması ve gıdaya erişimde sorun yaşanması demektir. Vücudumuzdaki 2-3 derecelik bir artış bizi nasıl hasta ediyorsa dünyada da sıcaklık dengesi bozulduğu anda bütün sistem alt üst oluyor. Dünyanın ısınma potansiyeline bakınca çok daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalacağımızı görmek gerekiyor. Türkiye özelinde ise İç Anadol’da ciddi kuraklık, temiz içme suyuna erişimde sıkıntı, Ege ve Akdeniz’de ise sel ve taşkın riskiyle karşı karşıyayız.”
‘YAĞMUR KANALLARI AYRILMALI’
Bozoğlu, İstanbul’daki yapılaşmaya da dikkat çekerek, “İstanbul’da her taraf betonlaşmış. Mevcut park ve bahçeler daraltılıyor. İşte kent merkezindeki yeşil alan azaldığı zaman yüzeyden akan suyun yer altı suyuna karışması engelleniyor. Betonun üzerine yağacak yağmuru tutacak kanalları da yeterince inşa etmiyoruz. Şehirde kanalizasyon sistemi ile yağmur toplama kanallarının ayrılması gerekiyor. Herkesin vicdanını ortaya koyması lazım... Koca kentte 50-150 santimetre çapındaki borularla kanalizasyonu yönetmeye çalışırsak, mazgalları temizlemezsek sel felaketi kaçınılmaz olur” dedi.
TOPLU TAŞIMA ÖNERİSİ
Bozoğlu, söyle devam etti:
“İklim değişikliğinin temel sebeplerinden birisi de araç kullanımı. Raporlar Ankara’nın hava kirliliğinin yüzde 33’ten fazlasının araçlardan kaynaklı olduğunu gösteriyor. İstanbul, Ankara ve İzmir’de temiz hava solumuyoruz. Araba kullanımı azaltılıp toplu taşıma geliştirilmeli. Küresel ısınma ile birlikte orman yangınlarında artış olduğu bilimsel raporlara yansımış durumda. Yaz aylarında etrafa atılan sigara izmaritleri, cam parçaları, hafriyat kamyonlarının orman alanlarına izinsiz bir şekilde hafriyat dökmeleri büyük sorun. Çevresel suç işleyenlerin mutlaka kanun önünde yargılanması gerekiyor. Sorumlu bürokrat ve siyasilerde bu konuda hesap verebilir nitelikte olmalı.”
‘EN ÇOK TÜRKİYE ETKİLENECEK’
Dünya üzerinde iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Baran Bozoğlu, “Çünkü üç tarafı denizlerle çevrili ve Akdeniz Havzası’nda. Bilimsel modelleme çalışmalarında sel felaketleri, bazı bölgelerde kuraklık ve tarımsal üretimin düşüşü özelinde en büyük etkinin Türkiye’de olacağı görülüyor. En çok etkilenecek şehirlerin başında ise İstanbul ve İzmir’in geldiğine dair bir akademik çalışma yeni yayınlandı” ifadelerini kullandı.
HAYDARPAŞA LİMANI SAVAŞ MEYDANI GİBİ
Kötü hava koşullarının en fazla zarar verdiği Haydarpaşa Limanı’nda ortaya çıkan zarar gün ışığıyla birlikte ortaya çıktı. Devrilen vinçler ve ardından başlayan yangın nedeniyle dün limanda yükleme ve boşaltma yapılamadı. Liman sahasında zarar tespit çalışmalarının sürdüğü, tamamlanmasının ardından enkazların kaldırılma işlemlerine geçileceği öğrenildi.
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI: 
METEOROLOJİ’NİN İKAZLARINI DİKKATE ALIN
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca, önceki gün İstanbul’da meydana gelen sağanak yağışın ardından, Meteoroloji’nin yapmış olduğu uyarının tam anlamıyla gerçekleştiğinin görüldüğü belirtilerek, “Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tahmin ve uyarıları dikkate alınırsa bu tip hadiseler daha az zararla atlatılabilir” ifadesi kullanıldı. 
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün perşembe günü 10.45’te yayımladığı 168 numaralı uyarıda söz konusu dolu yağışı, yıldırım hadisesi, ani sel, su baskını ve yağış öncesi kısa süreli fırtına konusunda gerekli ikazların yapıldığı, yapılan ikazların da anında ilgili mercilere iletildiği kaydedildi. 
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “İstanbul’da meydana gelen hadiseler dikkate alındığında Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarısının tam anlamıyla gerçekleştiği görülüyor. Ayrıca basında bir bilgi kirliliği yaşanıyor ve herkes bir tahminde bulunuyor. Bu yüzden bütün ilgili birimler, basın ve vatandaşlar Meteoroloji’nin uyarılarını dikkate alırsa bu tip hadiseler daha az zararla atlatılabilir.

"YENİ BİTLİS" Dönemin Bitlis Valisi Sayın Asım Hacımustafaoğlu’nun kulakları çınlıyordur mutlaka.

YENİ BİTLİS
Dönemin Bitlis Valisi Sayın Asım Hacımustafaoğlu’nun kulakları çınlıyordur mutlaka. Yeni Bitlis’i böyle görmekten mutlu olacakların başında yer alacaklardan biri de odur.
Bitlis’in dere içinde kalarak bir gelişme gösteremeyeceğinin en ateşli savunucuydu zira. Yeni Bitlis’in temelini atma onuru ona nasip olmuştu.
Sayın Vali’nin bu konudaki duygularını dile getiren “Rahva’ya Doğru” başlıklı yazısını Gazetemizin 6. sayfasında dikkatlerinize sunuyoruz. İncelendiğinde görülecektir ki Bitlis’in bugünkü durumuna gelmesindeki Sayın Valinin emekleri yadsınamaz.
Bitlis Eğitim ve Tanıtma Vakfı markası altında başta Eren Ailesi olmak üzere Özgür Ailesi ve diğer Bitlisli ailelerin yan yana sıraladıkları modern, çağdaş eğitim kurumları göz kamaştırıyor. Bunların tam karşısında Bitlis Eren Üniversitesi’nin görkemli yerleşkesi, Bitlis insanının göğsünü kabartacak bir tablo ortaya koyuyor.
Bitlis Eren Üniversitesi Yerleşkesi, kendisiyle aynı tarihte ve aynı Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile kurulan 15 üniversitenin yerleşkelerini fersah fersah gerilerde bırakmış vaziyette. Yoğun bir çalışma ile eksikler hızla tamamlanmaya çalışılıyor. Ön cephesinde bir park yapılıyor ki şimdiden önünden geçenlerin gözlerini kamaştıracağı müjdesini veriyor.
Üniversitenin konukevi yörenin beş yıldızlı konaklama tesisleri listesinin üst sıralarında yerini almış. Fakülte binaları, konferans salonları, sosyal tesisleri, derslikleri, lojmanları, öğrenci yurtları, açık ve kapalı spor salonları, şeffaf örtülü lüks Rektörlük binası ve görkemli yerleşke giriş kapısıyla Bitlis insanının istediğinde neler yapabileceğinin kanıtını gözler önüne seriyor.
Yeni Bitlis’in en önemli yapılarından birisi de Valilik binası, büyük bir özenle eksiklikleri tamamlanmaya çalışılıyor. Yakında açılacak, açıldığında modern ve çağdaş özellikleri ile Bitlis’e prestij kazandıracak.
Bitlis Eren Üniversitesi Yerleşkesini biraz geçtikten sonra sağ tarafta karşımıza çıkan Bitlis Emniyet Müdürlüğü, büyük kentlerdeki lüks binaları çağrıştıran görkemli yapısı ve azametli duruşuyla, Devletimizin gücünü simgeleyen bir tablo ortaya koyuyor.
Rahva’nın tam ortasına denk gelecek şekilde konuşlandırılmış 400 yataklı Devlet Hastanesi, Yeni Bitlis’in simge yapılarından biri olarak yöre insanının sağlık sorularının çözümü için “artık ben buradayım” der gibi fısıldıyor kulaklara.
Bitlis Polis Evi, saunası, hamamı, spor tesisleri 1000 kişilik yemek salonu ve VİP bölümü ile yörenin en lüks konaklama tesislerinden bir olduğundan kuşku duyulmayan bir tesis. Yörede vatanın bölünmez bütünlüğü için gece-gündüz demeden fedakarca hizmet veren değerli emniyet görevlilerimiz daha fazlasını hak ediyr kuşkusuz.
Bitlis Deresinin üzerinin açılması için burada işyeri olan esnafın taşınmasını kolaylaştırmak amacıyla bir önceki Belediye Başkanı Fehmi Alaydın’ın çabalarıyla yaptırılan 100 dükkana sahip Yeni Bitlis’teki Kapalı Çarşı, yeni sahiplerini bekliyor. Alan henüz arzulanan canlılığı kazanamadığı için esnaf doğal olarak gelmekte tereddüt ediyor.
Özel sektör tarafından bu yeni gelişme bölgesinde çok katlı, modern ve görkemli alış-veriş merkezleri de inşa edilmiş, ancak bunlar da aynı çekince ile arzulanan canlılığı henüz yakalayamamış. Hal böyle olunca doğal olarak Bitlis Deresi’nin üstünün açılması faaliyetleri de bu gelişmelere paralel olarak gerçekleştirilemiyor.
Yeni Bitlis, insanların gelecekleri konusunda umut verirken, mevcut Bitlis, çözümsüz gibi görünen trafik sorunları, dar kaldırımları mesken edinmiş işsiz güçsüz insanları, üstü açılamadığı için çöp yuvası haline gelen Bitlis Deresi ile birada daha yapılacak çok işin olduğu mesajını veriyor.
Toplu Konut İdaresi tarafından Yeni Bitlis’te yapılan sayıları bir hayli fazla olduğu anlaşılan lüks ve modern konutların, Rahva’nın ağır kış koşullarını saymazsak gelecek için umut vaat ettiğini belirtmeden geçemeyeceğiz.
Sonuç olarak, Vali Hacımustafaoğlu’nun kulaklarını bir kez daha çınlatalım ve en kısa zamanda Bitlis’e davet edip, teşekkürlerimizi sunalım diyoruz.

25 Temmuz 2017 Salı

AHLAT GAZETESİ (Cumhuriyet Gazetesi, Işık Kansu)

AHLAT
GAZETESİ
Tarihi ve kültürü açısından önemi pek bilinmeyen Ahlat, Oğuz Türklerinin Anadolu’da ilk yerleştiği yerlerden biridir.
Ahlat Kültür Vakfı’nın çıkardığı “Ahlat” gazetesi, yürüttüğü uygar yayın çizgisiyle işte bu değer bilmezliğe karşı 1993’ten beri direniyor. 
Ahlat Kültür Vakfı’nın Kurucu Başkanı İlhami Nalbantoğlu, bilgisunar ortamından da yayın yapan Ahlat gazetesinin yalnızca yurtta değil, tüm dünyada izlendiğini belirtiyor:
“Gazetemizin yayın hayatına başladığı tarihten günümüze kadar geçen bu 22 yıllık süre içinde büyük mesafeler kat edildi. Ahlat adı, tarihi misyonuna yakışır bir biçimde evrensel bir boyut kazandı. Okuyucu kitlesi ile bir köprü kuruldu, karşılıklı bir iletişim ortamı yaratıldı.”
Anadolu’nun üzerine bir karanlık şal örtülürken Ahlat gazetesi ve benzeri yayınlar birer çoban ateşi gibi çevresini aydınlatmaya devam ediyor.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

BİTLİS’İN BİN ÇOCUĞU Ahmet ÖZDEMİR-İstanbul Gazetesi

Ahmet ÖZDEMİR
İSTANBUL GAZETESİ
BİTLİS’İN BİN ÇOCUĞU
Ahmet ÖZDEMİR-İstanbul Gazetesi
Ahlat Kültür Sanat Ve Çevre Vakfı’nın Yayın Organı var. Adı: Ahlat Gazetesi.Orhan Erinç ağabeye gönderiyorlar. O da okuyayım diye bana aktarıyor. O kadar değerli yazılar var ki, gönül bunları herkes okusun, okusun da vatanı daha özden sevsin istiyor.
Temmuz 2016 tarihini taşıyan 188. Sayısını saklamışım. İşte birkaç yazı başlığı:  ” Atatürk’ün Bitlis Mektupları”, “Bitlis’in Bin Çocuğu”, “Dönüş Yolunda”, “Bitlis’te Hain Saldırı”, “Bitlis’te Beş Minare”, “Ahıska Türkleri Ahlat’ta”, “Bitlis Malemürsel Aşireti Halk İnançları”, “Ahlat’ta Salur Damgaları”, “Farklı Bir Cevabı Vardır Herkesin”,  “On Yıl Önce Ahlat Gazetesi”, “Evkaf Nedir? Vakıflar Neye Yarar?”
İlgimi Bitlis’in Bin Çocuğu yazısı çekti. İmza yoktu.  Yazıya ilişkin takdim yazısında da yazardan söz edilmiyordu. Ama verdiği mesaj özellikle vurgulanıyordu:
Yazı Rus işgalini ve işgalin amacını anlatıyordu. Hikâye soğuk bir kış günü başlıyor ve şöyle anlatılıyordu:
“Bitlisi Piyade Yarbay Ali Çetinkaya komutasındaki askerler, gönüllü aşiretler ve milislerden oluşan birlikler ile kentte kalan eli silah tutan az sayıdaki sivil halk savunuyordu.
Bu ölüm kalım mücadelesine Bitlis’in önde gelen aileleri arasında Küfrevi Şeyhi Abdülbaki Efendi de bulunuyordu. Abdülbaki Efendi, sonradan Bitlis’e gelen ve buradaki Küfrevi Türbesini ziyaret eden Yedinci Ordu Kumandanı Miralay Mustafa KEMAL ile yakın bir dostluk ilişkisi kurmuş, bu ilişki Cumhuriyetin kuruluş aşamasında ve sonrasında karşılıklı mektuplaşmalarla devam etmişti.
………..
3 Mart 1916 günü, sabahın erken saatlerinden itibaren Dideban sırtlarından gelen şiddetli top sesleri evlerini terk edemeyen Bitlis insanının kabusuydu adeta. Ordu mensupları, milis kuvvetleri, Bitlis’in önemli aileleri ve şahsiyetleri, kahraman halkı, tüm varlıklarıyla bu saldırıya karşı büyük bir direniş sergiliyorlardı.
Ne var ki düşman güçlü ve acımasızdı, çetin mücadelelerden sonra kent teslim alınıyor, büyük bir talan, yağma, yakıp yıkma eylemi gerçekleşiyordu.
Yola çıkan kafile bin bir güçlükle yol alıyordu. Ancak, yaşlılar, hastalar ve çocuklar büyük sorunlar yaşıyorlardı. Gücü tükenenler, adım atamayacak bir hale gelince kendilerini ecelin tecellisine bırakıyorlardı sessizce.
Ancak çocuklar için durum farklıydı, ailelerin geleceğiydi onlar, göz bebekleriydi, ne var ki durum tahminlerin de ötesinde hazin bir tablo oluşturuyordu. Şiddetli soğuk ve nefes almaya fırsat tanımayan tipi yüzünden morarmış çocuklar annelerinin kucağında buz kesiyorlardı. Kiminin ağlayacak hali bile kalmamıştı. Aileler bu durumdan ziyadesiyle rahatsızlık duyuyorlardı, bir çözüm bulmalıydılar.
Bir köprünün altına bırakalım, üstlerini, sıkıca örtelim, başlarına birilerini koyalım, sabah ola hayır ola diyerek akıllarınca çocuklarını koruyacaklardı. Çaresizlik içindeydiler, denilenleri yaptılar. Gecenin sabahında umutla çocuklarına koştuklarında gözbebeği çocuklarının buz kesmiş bedenleri ile karşılaşmış şok olmuşlardı.
Bitlis’in geleceğini kuracak “Bitlis’in Bin Çocuğu” bir köprünün altında vatan uğruna, Bitlis uğruna yaşamlarına daha adım bile atmadan karların altında kalmıştı. Askerler kar altındaki donmuş çocukların bedenlerini gözyaşlarıyla gömüyorlardı.
Ruslar, Bitlis’te 5 ay 5 gün kaldılar, yani 155 gün. Bu 155 gün içinde kalay kolay kapanmayacak yaralar açtılar.
8 Ağustos 1916 günü Bitlis’i terk ettiler, en nadide tarihi eser ve belgeleri da beraberlerinde götürdüler. Geride harabeye dönmüş bir Bitlis bırakarak.
İşgalden tam iki yıl sonra memleketlerine dönen Bitlisliler, soğuktan donan çocuklarının bulundukları yere geldiklerinde iki yıl önce yaşadıkları travmayı yeniden gözlerinde canlandırdılar, savaşa, ve savaşa neden olanlara lanet, canlarının parçası çocuklarına dualar okuyarak, gözyaşları içinde onları andılar.
O gün bu gündür “Bitlis’in Bin Çocuğu”nu ne arayan, ne anan ne de merak eden oldu!..”
Yukarıya kopyaladığım yazının yazarını araştırdım. Çok kolay buldum. İlhami Nalbantoğlu’ydu. Bu gazeteyi çıkaran idealistti. Belli ki, alçak gönüllülük gösterip yazının başına imzasını koymamıştı.
Birkaç cümle ile bilgi vereyim:  İlhami Nalbantoğlu, Ahlat’ta doğdu.  Ankara Gazi Üniversitesi Basın-Yayın Bölümünü bitirdi. 1969 yılında Başbakanlıkta memur olarak göreve başladı. Ahlat Kültür Vakfını kurdu. Uzun yıllar Kurucu Başkanlığını yaptı. Pek çok kuruluşta yer aldı. 1993 yılında kurduğu Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı’nın Kurucu Başkanıdır. 24 yıldan beri bu Vakfın yayın organı olan “Ahlat Gazetesi”ni çıkarmakta…

22 Temmuz 2017 Cumartesi

"YAŞAYAN SON KÜMBET USTASI" AKSAV "Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı" BİTLİS - Oktay Bayar

YAŞAYAN SON KÜMBET USTASI
Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Başkanı
Ahlat‘ın son dönem en önemli taş ustalarından olan Tahsin Kalender, UNESCO‘nun ‘‘yaşayan kültürel değerler‘‘ listesine önerildi.
Bitlis‘in Ahlat ilçesinde yaşayan ve son dönemin en önemli taş ustalarından olan Tahsin Kalender‘in, UNESCO‘nun ‘‘Yaşayan Kültürel Değerler‘‘ listesine alınması için önerildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı‘nın Türkiye‘de yaşayan kültürel değerlerin UNESCO‘nun korumasına alınması için başlattığı çalışma çerçevesinde, Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı‘nın görüşüne başvurdu. ‘‘Yaşayan Kültürel Değerler‘‘ listesinin altyapı hazırlık çalışmaları kapsamında, Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Başkanı İlhami Nalbantoğlu‘nun görüşünün Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından alındığı ve Nalbantoğlu‘nun da taş ustası Tahsin Kalender‘i önerdiği kaydedildi.
60 YILINI TAŞ İŞÇİLİĞİNE ADADI
82 yaşındaki 7 çocuk ve 16 torun sahibi Kalender, 82 yıllık yaşamının 60 yılını taş ustalığı yaparak geçirdi. Tahsin Kalender, yaptığı açıklamada, ilçede taş işçiliğinin gün geçtikçe kaybolmaya yüz tuttuğunu ve bunun karşısında üzüntü yaşadığını belirterek, şöyle konuştu:
‘‘Ben ömrümü taş işçiliğine adadım. Bizim zamanımızda taş bin bir güçlükle işlenirdi. Artık ne kümbet yapan ve yaptıran kaldı ne de eskisi gibi taş ustası. Taş artık hızarlarla kesiliyor. Bizim dönemde tek tek elle yontulurdu.
Tüm şekilleri ve motifleri el yordamıyla yapardık. Makineler bu motifleri yapacak kapasitede değil. Ahlat taşına motif ancak elle verilebilir. Örneğin ilçemizdeki Erzan Hatun Kümbeti‘nin her taşında farklı bir motif var. Bu ancak el sanatının eseri olabilir. Bunu makinelerle yapmak mümkün değil. Bu motiflere ancak elle incelik ve güzellik verilebilir.‘‘
1974‘de Abdurrahman Gazi Türbesi‘ni inşa etti
İlçede kendisinden başka yaşayan kümbet ustasının da kalmadığını belirten Tahsin Kalender, son olarak 1974 yılında Abdurrahman Gazi Türbesi‘ni inşa ettiğini ifade etti. Ahlat‘ta dönemin müftüsü öncülüğünde bir dernek kurup Abdurrahman Gazi‘ye bir türbe yapma kararı alındığını anımsatan Kalender, şunları dile getirdi: ‘‘Bunun üzerine biz de işe başladık. 1974 yılında 100 lira günlükle, 110 günde bu türbeyi yaptım. Bu kümbeti Ahlat‘taki diğer kümbetler gibi kare tabanlı ve piramit şeklinde inşa ettik. Biz burayı inşa ettiğimizde yine bir kubbe kalıntısı vardı. Eski kubbede kullanılan taş ponza taşıydı. Tüm kümbetlerde de hep ponza taşının kullanıldığını biliyoruz. Kubbeyi de orijinaline uygun olarak yaptık. Kümbeti 110 günde, 4 kişiyle tamamladık.” (Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı Başkanı İlhami Nalbantoğlu : 11.02.2011)
TAŞ İŞÇİLİĞİ TEKNOLOJİYE YENİLDİ
Bitlis'in Ahlat ilçesinde 60 yıldır taş işçiliği yapan ve UNESCO tarafından "Yaşayan İnsan Hazinesi" seçilen 87 yaşındaki Tahsin Kalender'in mesleği, gelişen teknolojiye yenik düştü.
BİTLİS - Oktay Bayar
Yüzyıllarca cami, ev, hamam, kümbet gibi eserlerde kullanılan taşları yontan, kesen, süsleyen ve üzerine işleme yapan taş ustası Tahsin Kalender'in yarım asırlık mesleği teknolojiye yenildi.
Ahlat'ın Erkizan Mahallesi'nde 17 yaşında öğrendiği taş işlemeciliğini 60 yıl sürdüren ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından 2011 yılında ''Yaşayan İnsan Hazinesi'' seçilen 87 yaşındaki Kalender, mesleğinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olmasının üzüntüsünü yaşıyor.
"ARTIK O İŞÇİLİK, O GÜZELLİK VE ZARAFETİ TAŞTA BULMAK İMKÂNSIZ"
"Son kümbet ustası" olarak tanınan Kalender'in 70 yıllık mesleği boyunca aralarında cami, çeşme, okul, köprü ve türbe gibi yapıların yer aldığı 500 dolayında eserde alın teri bulunuyor.
Ahlat'ın dışında Bitlis, Van ve Ağrı'da da eserleri bulunan Kalender, AA muhabirine, teknolojinin taş ustalığını bitirdiğini anlattı.

Kalender, meslek hayatı boyunca taş ustalığını severek yaptığını söyleyerek, "Nemrut Dağı'nın eteklerindeki taş ocaklarından çıkarılan taş, özellikle Bitlis merkez ile Tatvan ve Ahlat ilçelerindeki yapılarda kullanılıyor. Bu taş yüzyıllardan beri balta, çekiç ve farklı el aletleriyle yontulup, şekillendirilerek yapılarda kullanılırdı. Şimdi bu işler makinelerle yapılıyor. Artık o işçilik, o güzellik ve zarafeti taşta bulmak imkansız. Şimdi yapılar genellikle kaplama tabir ettiğimiz şekilde yapılıyor" dedi. 

AKSAV "Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı" Başkan: İlhami NALBANTOĞLU