16 Ekim 2017 Pazartesi

EVLAD-I FATİHAN'IN İZİNDE BALKANLAR, AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI,

EVLAD-I FATİHAN’IN İZİNDE BALKANLAR
Canan ÖZDEMİR
Canan ÖZDEMİR
Epey uzun bir aradan sonra Merhaba Dostlar! Bugünkü durağımız Balkanlar.14. yy ikinci yarısında Rumeli'ye adım atan ecdadımız XX.yy. başlarına kadar hüküm sürdüler. Biz de ecdadımı-zın izlerini sürmek için Avrasya Eğitimciler Derneği'nin düzenle-diği bu geziye katıldık. İlk durağımız Yunanistan. Sabahın çok erken saatlerinde Kavala'ya vardık. Hem kahvaltımızı yapmak hem de Kavala'nın güzel bademli kurabiyelerinden almak için mola verdik. Moladan sonra 16.yy. ortasında Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamlarından Pargalı İbrahim Paşa tarafından yaptırılan su kemerlerinin altından geçerek, eski Kavala'ya geldik. Limandan itibaren koruyucumuz köpeklerle beraber Kaleye doğru yola çıktık. Limanın Kaleye çıkan yolun aşağısında Aziz Nikolas Kilisesi nam-ı diğer Pargalı İbrahim Paşa Cami ve Külliyesi karşımıza çıktı.
16.yy. ilk yarısında yaptırılan caminin minaresini kesmişler saat ve çan kulesi yapmışlar. Altına da resim yapmışlar. Dikkatli bir göz cami olduğunu hemen anlar. İmarethaneden yukarı doğru çıkarken duvarlardaki ağlayan göz resimleri dikkatlerden kaçmıyor. Yol boyunca kendimi Anadolu'nun bir mahallesindeymişim gibi hissettim. Çok erken saatlerde olduğu için hava serindi ve herkes hala uyuyordu. Balkonlardaki sardunyalar, çiçekler bize özgü kapılar, pencereler, vs.. Sarı boyalı Osmanlıdan kalma boyaları dökülmüş, terkedilmiş ama dimdik ayakta muazzam bina içimi acıttı. Kavala'yı terkedişimizi anlatıyor sanki.
Osmanlı'ya baş kaldırdığı için olacak Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın heykelini dikip, doğduğu evi müze yapmışlar. Hemen yanında da denize nazır kilise ve çiçekler... Kaleden Ege Denizi'ni ve limanı martılar eşliğinde fotoğrafladım.
Şimdiki durağımız Selanik .Aya Dimitros Katedrali'ne geldik. 4. asırda yapılmış UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. Aziz Dimotros'un anısına Roma Hamam kalıntılarının üzerine yapılmış. Mermerden Boynuzlu Koç kabartmasını çok beğendim. Aynı cadde üzerindeki Selanik Konsolosluğu'nun bahçesinde bulunan ulu önder Atatürk'ün evine doğru yola çıktık. 20 yaşlarında ikisi kız biri erkek olan gençlerin duygulanarak ağlaması; Ulu Önderin Türkiye Cumhuriyetini gençlere niçin emanet ettiğinin kanıtıydı sanki.  
Biz Türklerin oldukça rağbet ettiği Atatürk Evi'nin mutfağında Mustafa Kemal'in askeri okul öğrencisiyken yapılmış bir heykeli; annesi Zübeyde Hanım'ın bir heykeli, Mustafa Kemal'in Cumhuriyet sonrasında yapılmış heykeli, damatlık kostümü, fotoğraflar, mührü, Nutuk ve Atatürk ile ilgili kitaplar, belgeler vs.  objektifime takılanlar.
Atatürk Evi'nden sonra Aristotales Meydanına dinlenmek ve yemek yemek için gidiyoruz. Selanik'in aşırı sıcağı beni çarptı. Aristotales Meydanı akşam saatlerinde çok kalabalık oluyormuş.  Buna rağmen kafeler,  restoranlar, publar yine de doluydu.
Selanikteki Atatürk evi
Büyük İskender heykeli meydanın tam ortasında yer alıyor. Binalar küçük pencereleriyle oldukça ilginçti. Meydandan denize doğru ilerlerken karşımıza Beyaz Kule çıkıyor. Nam-ı Diğer Aslan Kule, Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmış. Yunanlılar şehri ele geçirince vaftiz edip, beyaza boyamışlar. Ancak günümüzde boyası silinmiş, eski rengini almış. Maalesef hastalandığım için ne kuleye çıkabildim ne de üstü açık otobüsle şehir turuna. Selanik'teki otelimizde konakladıktan sonra sabah erkenden Makedonya'ya doğru yola çıktık.

Makedonya'nın başkenti ve en büyük şehri Üsküp, Vardar Nehri üzerine kurulmuş, köprüleriyle, heykelleriyle ve de tarihi eserleriyle oldukça güzel. İlk karşımıza çıkan Rahibe Teresa Ana Evi. Burası Rahibe Teresa'nın vaftiz edildiği kilisenin yerine yapılmış. Osmanlı eseri taş köprünün üzerine mühür gibi mihrap en ilgimi çeken şey oldu. Osmanlı eseri Taş Köprü, II.Murat zamanında inşasına başlanmış, Fatih zamanında tamamlanabilmiş. Restorasyondan sonra kaldırılan mihrabı da Türkiye'nin girişimleriyle yerine konulmuş. Buradan tarihi Üsküp Çarşısına doğru yola çıkıyoruz. Osmanlı'dan kalma bir hamamın yanından ve medresenin içinden geçip çarşı köftecisine gittik. Burada kiremitte köfte ve Üsküp köftesi yedik. Beş asırlık Osmanlı hakimiyetinde kalmış, Usküp'te hiç yabancılık çekmedim. Çarşıdan sonraki durağımız Murat Paşa Cami. Yolda ilerlerken en çok göze çarpan dilencilik yapan kadın ve çocuklar. Begonyalar, çiçekler arasında ilerleyip bize çok tanıdık gelen sokaklardan geçip 15.asrın başında Yavuz Sultan Selim'in veziri Murat Paşa tarafından yaptırılan camiye geldik. TİKA tarafından 2011'de de onarım gören cami ibadete açık.
Şimdiki durağımız Kalkandelen Tetova'daki Alaca Cami. Hurşide ve Mensure isimli kız kardeşlerin yaptırdığı caminin dışının pastel boyalı olması ve çatısının ev mimarisi olması dikkat çekiyor. Minaresi olmasa ev sanılabilir. Caminin içi de zarafetli ve güzel. Kalem işi süslemelerinde 30 binden fazla yumurta kullanıldığı söyleniyor. Caminin yanında iki kız kardeşin türbesi yer alıyor.
Pena Nehri kıyısında camiden önce hamamı inşa edilmiş. Şimdi pişi yemek için Kırcova Belediye'sinin işlettiği kafeye gidiyoruz. Bu kısa moladan sonraki durağımız incileriyle ünlü Ohrid. Ohrid'de tarihi çınar meydanını gezdik. Masmavi denizi, yemyeşil doğası, Safranbolu vari evleriyle, sıcak insanlarıyla kendinizi vatanınızda hissedeceğiniz Ohrid. Ilk durağımız el yapımı kağıt atölyesi. Tamamen doğal maddelerle imalat yapan atölyeyi gezdikten sonra St. Sophia Kilisesi'ne gittik. Buradan limana indik. Arkadaşlardan bazıları kurutulmuş et aldılar. Daha sonra serbest zamanda Pir Mehmet Hayati Hz. Halveti Dergahı ve Türbesi'ne gittik. Buradan ilk çağlardan kalma Su Müzesi'ni uzaktan fotoğrafladık. Suyun üzerine inşa edilmiş köy. Köprüleri kaldırınca kendilerini güvenli hissediyorlarmış.
Ohrid Gölü
 Su Müzesi'nden Ohrid Gölü kaynağına geldik. Muhteşem mavinin, yeşilin her tonunun, suda yansıması ile rengarenk çiçekleriyle, görsel şölen sunan Ohrid Gölü görülmesi gereken bir yer. Dünya'nın en eski göllerinden biri olan göl, 4 milyon yıl önce tektonik hareketlerin sonucu kireçtaşı kayalıklar üzerinde oluşmuş. Gölde 200'den fazla endemik tür yaşıyor. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesinde. Buradan da St Naum Manastırı'na çıktık, fotoğrafladıktan sonra gölde gezintiye çıktık.Şimdiki durağımız Enver Hoca'nın diktatörlük yaptığı Arnavutluk. Dağlık Arnavutluk'un başkenti Tiran'da öğle yemeği molası verdik. Daha sonra otobüsten inmeden Ethem Bey Camii, Saat Kulesi, Ulusal Müze vs. gördük. Bu nedenle pek aklımda kalmadı. Konaklayacağımız otel İşkodra'daydı. Çok beğendim. Hüseyin ve Meral Koze hocalarımın evlilik yıl dönümlerini kutladık. Sabah kahvaltıdan sonra İşkodra Kale Idromeno Caddesi'ne gittik. Burada 18.yy.da yaptırılan Ebu Bekir Camii'ni ve katolik katedralini dıştan fotoğrafladıktan sonra Karadağ'a doğru yola çıktık.Adriyatik Denizi kıyısında yer alan Budva'nın otobüste çok guzel fotoğraflarını çektim. Çok sayıda turist çeken, ortaçağdan kalma Budva 'nın surlarla kuşatılmış Eski şehir'ini (Old Town) gezdik. Labirent gibi daracık sokakları taş binaları, tarihi çanı, restoranları, kiliseleri, Arkeoloji Müzesi plajları, pahalı yatları objektifime takılanlar.
Karadağ'ın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki şehri Kotor'a doğru yola çıktık. Tarihi V.yy.a kadar dayanan Kotor, hem Osmanlıların hem de Venediklilerin hakimiyeti altında kalmış. Ancak hiç Osmanlı eseri olmaması dikkate şayan.Venedik mimarisi egemen.Sarp kayalar ve tepeler üzerine kurulan şehre hayran kalmamak mümkün değil. Eskişehir'e Aslanlı kapıdan giriliyor. 8.yy.dan kalma saat kulesi karşımıza çıkıyor. Hediyelik eşya satan dükkanlar, ortaçağdan kalma kiliseler, 15.yy.dan kalma Bescuca Sarayı,, 17.yy.dan kalma Pima Sarayı neredeyse bir insanın geçebileceği dar sokaklar, taş duvarlar vs. objektifime takılanlar.
 Serbest zamanda pizza yiyip dinlendik. Ancak tepe üzerindeki surlara ve kaleye çıkacak zamanımız olmadı. Eski Yugoslavya'yı oluşturan üç ana devletten biri olan Katolik mezhebini benimseyen ve Adriyatik Denizi'ne kıyısı olan Hırvatistan'a geliyoruz. Göz kamaştırıcı tarih ve doğa şehri Dubrovnik. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki Dubrovnik'e ancak geç saatlerde varabildik. Osmanlı hakimiyetinde de kalmış şehirde hiç Osmanlı eseri yok. Labirent gibi dar sokaklarından geçtikçe burnumuza envai çeşit koku geliyor. Surlarla çevrili Old Town'a Pile kapısından giriş yaptık. Çok kalabalıktı. Stradun Caddesi'ndeki şair Gundulic heykeli altındaki resimlerde Osmanlılara ve Venediklilere oldukça methiye düzmüşler doğrusu. Büyük ve küçük Anafrio çeşmesinden su içtik. Veba salgınından korunmak için bu çeşmeleri yapmışlar. Orlando sütunu önündeki konseri bir kaç dakika dinleyip konaklayacağımız Trebinje'deki otelimize doğru yola çıktık. Bosna-Hersek'in sakin, huzurlu şehirlerinden biri olan Trebinje Sırp Cumhuriyeti içinde kalıyor. Otelimize vardığımızda gece saat 22:00 sıralarıydı. Sabah çok erken saatlerde otelin önündeki Trebinje Irmağına fotoğraf çekmeye gittim. İki balıkçı balık tutuyordu. Daha sonra balıkçıların biri kocaman bir balık yakaladı. Küçük bir köpek suda yüzüyordu. Daha sonra gelen bir kadın gölün sularına dalmış bakıyordu. Suyun üstünde ördekler yüzüyordu. Çok güzel ve huzurluydu. Kahvaltıya gittim. Mısır ekmeği ve küp peyniri harikaydı. Güzel bir kahvaltıdan sonra Mostar'a doğru yola çıktık. Ama ilk durağımız Osmanlı sınır kasabası Poçitel. Arkadaşlar aşırı sıcak nedeniyle kaleye tırmanmadılar. Ancak ben UNESCO Dünya Kültür Mirası listesindeki Poçitel'e çıktım. Neretva Irmağı kıyısında muhteşem esere hayran kaldım. Türk aile sanırım kalmamış. Camisi, surları, evleri, saat kulesi vs. fotoğrafladıktan sonra Mostar'a yola koyulduk.
16. yy.’ın ilk yarısında Mimar Sinan'ın öğrencilerinden Mimar Hayrettin'in inşa ettiği, Sırpların bombaladığı ancak Hırvatların yıktığı Mostar Köprüsü 1992'de Türkiye'nin desteğiyle Tokatlı ustalar tarafından tekrar yapıldı. Mostar'a gitmeden binaların üzerinde savaşın izlerini görmek mümkün. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesindeki Mostar Köprüsü üzerinden geçerken gözetleme kuleleri dikkat çekiyor. Hediyelik eşya satan dükkanları geçtikten sonra Koski Mehmet Paşa Camii'ne geldik. 17.yy. da yaptırılan camiye ücretli giriliyor. Ama bizden almadılar. Aşırı sıcak ve nem beni oldukça çarptı. Bu nedenle pek dolaşamadım. Mostar Köprüsü'nden atlayanları fotoğrafladım, dinlendim.
Mostar Köprüsü
Daha sonra Balkanlara kültür başkentliği yapmış Saray Bosna'ya doğru yola çıktık. Yolda kuzu çevirme yemek için Jablanika'da mola verdik. Naritva Irmağı kıyısında muhteşem manzarada yemek yedikten sonra yola devam ettik. 1914'te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdı Arşidük Franz Ferdinandın öldürüldüğü ve 1992'deki Sırp, Hırvat ve Boşnak savaşında büyük ölçüde zarar gören Saray Bosna'ya geldik.
Miljacka Nehri kıyısındaki şehrin panoramik olarak Katolik Katedralini Sinagogu, Hüsrev Bey ve Ferhadiye Camilerini uzaktan gördükten sonra Pazar Yeri'ne geldik. 1994'te meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlere dua edip, Özgürlük Ateşi'ne doğru yola çıktık. Burada fotoğraf çektirip İsa'nın Kalbi Katedrali'nin önünde şehit edilenlere dua ettik. Saray Bosna'da şehit edilenler anısına asfalt üzerinde çiçeklere benzer izler bırakılmış. İzler kırmızı renkte buna da Saray Bosna gülleri denilmekte. 100 kadar gül varmış. İnşaat çalışmaları nedeniyle çoğu kaybolmuş. Yollarda da ara ara şehitlikler var. İnsanın tüyleri diken diken oluyor. Şehri doğu ve batı olarak ikiye ayırmışlar. Batıdan doğuya geçince tam bir Osmanlı şehri oluyor. Doğu kısmında Gazi Hüsrev Paşa Camii ve İmarethanesine geldik. Daha sonra serbest zamanda Boşnak Böreği yiyip dinlendik. Sabahın erken saatlerinde Savaş Tüneli'ne geldik.Savaş sırasında yiyecek ve silah tedariki için kazılan tünel insan için hiç bir şeyin imkansız olmadığını gösteriyor. Video izleyip, tünelin bir kısmını gezdik. Gözlerimiz doldu. Kolar Ailesinin evinin altından açılan tünel özgürlüğe götüren yol olmuş.
           Saray Bosna'dan sonra istikamet Belgrad. 10. yy.da Osmanlı hakimiyetine giren Belgrad'ta Osmanlı eserleri zamanla yok edilmiş. Belgrad'ta tek cami Bayraklı Camidir. Ziyaret ettiğimizde namaz vakti idi. Minareye bayrak asmışlardı. Ezan okunmayan camiye namaz vakitleri bayrak asılıyor. Tito'nun ölümüyle Yugoslavya parçalanmış ve iç savaş başlamıştır. Sırbistan'ın başkenti ve en büyük şehri olmuştur. Parlemento Binası, Binyıl anıtı, Eski Saray'ı panoramik gezdikten sonra Beyaz şehir Belgrad'ta Osmanlı Kalesi'ne gittik. Tuna ve Sava ırmaklarının birleştiği noktada fotoğraf molası verdik. Kalenin altında I. Dünya Savaşı'ndan kalma topların sergilendiği Savaş Müzesi var. Kalenin kapısında yeniçerilerin taşa oyduğu kılıçlar göze çarpıyor.Dinozorlar Müzesi, Tenis sahası, parklar objektifime takılanlar.
 Türk Köyü Poçitel
Belgrad’tan sonra Bulgaristan'ın başkenti Sofya'ya doğru yola çıktık. Sofya'ya varmadan Hotel Balkan Highway'da Seyfi Alp Bey'in çayını içtik. Teşekkür ederiz. Sofya'ya vardığımızda aşırı yağış vardı. Dolayısıyla ancak sabah gezmeye çıkabildik. Balkanların en büyük kilisesi olan Alexsander Nevski Katedrali'ni, Milli Kütüphane'yi Sofya Üniversitesi'ni, Romalılardan kalma kalıntıları, Osmanlılardan kalan tek cami olan Arkeoloji Müzesi'ni panoramik gezdik. Banyabaşı Kadı Seyfullah Efendi Cami kapalı olduğu için dışarıdan fotoğrafladık.
             Sabah saatlerinde Filibe'ye geldik. Nebet Tepe mevkiinde yerleşik Eski Filibe'yi gezdik. Roma amfi tiyatrosu, Roma Stadyumu, Hisar Kapı, Kale İçi Mahallesi ve Osmanlılardan kalan Cuma Cami'ni fotoğrafladım. Buruk bir şekilde ülkemize dönmek üzere yola çıktık. Bu gezinin düzenlenmesinde emeği geçen Uluslararası Avrasya Eğitimciler Federasyonu Genel Başkanı Şuayip Özcan'a, Dernek Başkanı Eyüp Üstük'e Dernek Sekreteri Yaşar Yeniçerioğluna, Dernek üyesi Fadime Tosik Dinç'e teşekkürlerimi sunarım. Bir daha ki gezide buluşmak dileğiyle. Her ne kadar hata yaptıysam affola.
Sevgi ve saygılar.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder