29 Ağustos 2017 Salı

AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI, MAHİYE MORGÜL'ÜN RİZELİLERE ÇAĞRISI, 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI,

SAYIN MAHİYE MORGÜL'ÜN RİZELİLERE 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI ÇAĞRISI...
Mahiye Morgül
Mahiye Morgül'ün Rizelilere daveti: "30 Ağustos Çarşamba günü Tiryaki tepesinde saat 14:00 de buluşalım. Kuvayi Milliye'nin Rizeli torunlarını mezarlıkta bekliyoruz."
​ZAFER BAYRAMINDA RİZE KUVAYİ MİLLİYE MEZARLIĞINDA OLMAK..
​30 Ağustos Zafer Bayramında İslampaşa Mahallesinde İstiklal Harbinin kahramanlarından Zekeriya Tiryaki dedenin ve yeğeni Dursun Kaptan’ın ve yine aynı aileden gazi ve şehit analarının yattığı mezarlığa bayrak götüreceğim.
​Çarşamba günü öğleden sonra 14.00 de İslampaşa Kuvayi Milliye sokaktan benimle birlikte elinde bayrakla yürüyerek Tiryaki bayırındaki Kuvayi Milliye Mezarlığına yürüyerek çıkmak isteyen bir kaç hanım daha var. 500 basamak merdiveni görünce geri dönmek isteyenler olacaktır, hele o gün bir gelsin, bakalım kaç kişi olacağız.
Bu ilktir, sonra duyup da keşke haberim olsaydı diyenler olacaktır. İşte Zümrüt Rize gazetesinde köşemde duyuruyorum. Yerel gazete okuma alışkanlığı olmayanlar haberdar olamayacaktır elbet.
Bayırda bizi karşılayacak ve bir tas su verecek yeğenlerimiz olacaktır. Gelemk isteyenler, sdece bayrağınızı alın gelin.
Rize'den Genel Bir Görünüm
Portakallık’tan, İpsiz Recep sokağından yine Recep Emicenin torunlarından katılanlar olacak.
Elimizde mahallemizin onuru kahraman dedelerimizin resimleri ve bayraklarımızla 30 Ağustos Çarşamba günü Tiryaki tepesinde bizimle beraber olmak isteyen Kuvayi Milliye'nin Rizeli torunlarını saat 14.00 de mezarlıkta bekliyoruz.
Kocatepe’de Atatürk’ü anlatan Nazım Hikmet şiiriyle yazımı noktalarken, hepinizin Zafer Bayramını yürekten kutlarım.
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında O’nu gördü.
Paşalar O‘nun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: “Üç” dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı.
….
28.8.2017 /Rize, Mahiye Morgül
26 Ağustos sabahı, Atatürk’ün “ileri” komutuyla zafere koşan aslanlardan biri Yüzbaşı Topçu Süleyman Asaf (Mercan) dedemizdi. Yunan tabyalarını darmadağın eden atışlarıyla savaşın en cengaver topçusu dedemiz zaferi göremeden şehit düştü. Mezarı Dumlupınar Şehitliğindedir. Yürüyüşümüzü onun baba evinin bulunduğu İslampaşa 1ktan başlatacağız.

AHLAT KÜLTÜR SANAT VE ÇEVRE VAKFI, İlhami NALBANTOĞLU, Hattat, Gazeteci, Yazar, BİR GEZGİNİN AHLAT ANILARI...

BİR GEZGİNİN AHLAT ANILARI...
Kıyıya sırtını dönmüş Adilcevaz'ı geçtikten 22 km sonra Ahlat'a geldik. Yer ayırtmış olduğumuz Selçuklu Otelini bulmak zor olmadı, alışmak ise biraz uzun sürdü. Otel seksenli yıllardaki turizm patlamasının anısına yapılmış bir anıt gibi duruyordu.
Büyük Selçuklu Oteli
Oteldeki odamızın balkonundan görünen restoran ve deniz. Günün son ışıklarından faydalanmak için mayomu giyip, çekine çekine önce  lobiye, ardından da bahçeye indim. Yarı çıplak bir erkeğin nasıl karşılanacağını kestiremiyordum Sonunda denize ulaşmıştım. Buradaki insanlar Van Gölüne "Deniz" diyorlar, siz de hemen alışıyorsunuz. Karşı kıyının hayal meyal göründüğü bu kadar büyük bir su kütlesi deniz denmeyi hak ediyor.
Doğu gezimizin ruhsal temposu belli olmuştu. Bir an pişmanlık ummanında yüzerken, hemen ardından sevincin ve heyecanın doruklarına çıkıyorduk. Gölün içinde dolanırken, ne biraz önceki askeri aramalar ne de konvoy kabusları aklımda kalmıştı. Sadece ne kadar harika bir yerde olduğumuzu düşünüyordum.
BÜYÜK SELÇUKLU OTELİ
 Akşam yemeği için bahçenin gizli saklı bir köşesini seçtik. Eşimin oteldeki, hatta tüm Ahlat'taki tek kadın olma olasılığına karşı kendimce tedbirler alıyordum. Neyse ki modern tipli bir ana kız, ve sevgilisiyle geldiği izlenimi yaratan başka bir bayan, en azından benim içimdeki havayı yumuşattılar. Otelin sanırım tüm çevredeki kısa ve uzun süreli aşklara kol kanat geren bir misyonu vardı ve bu nedenle çok değerli olmalıydı. Bu terk edilmiş kovboy kasabasında, pardon! otelde yemek olarak ne olabilir ki diye düşünürken, gelen balıkların nerdeyse içine düşüyorduk. Ayrıca bira buz gibi, mezeler çok lezzetli, garson son derece saygılıydı. İki yolunu şaşırmış yolcu bundan başka ne isteyebilir ki deyip batan güneşin kızıllığında Van Gölünü seyre daldık. İlk anından itibaren otel bizi şaşırtmaya devam ediyordu.
DÜNYANIN EN BÜYÜK İSLAM MEZARLIĞI
Gezginlerimiz Selçuklu mezar taşlarının önünde... Ahlat kenti Dünya'nın en büyük Selçuklu Mezarlığına sahip. Hemen yakın çevrede görülecek inanılmayacak sayıda yer var. Tarih ve gezme bilinciyle gözü dönmüş iki seyyah olarak sabahın köründe fırlayıp kendimizi o eserlerin arasına atacağımızı, yaz güneşi her yeri ezmeden, elde fotoğraf  makinelerimiz, en küçük renk nüanslarını yakalamaya çalışacağımızı sanırdınız değil mi?..
Dünyanın En Büyük İslam Mezarlığı
Keyifle uyandık. Bir süre balkonumuzdan masmavi gölün suyunu ve karşıdaki dağları seyrettik. Hemen ardında çatışmaların sürüp gittiği uğursuz dağlar buradan bakınca çok güzel görünüyorlardı. Ayrıca Ahlat'taki Selçuklu eserleri yüzlerce sene durduklarına göre biraz daha bekleyebilirlerdi. Mayolarımızı giyip kıyıya indik. 1700 metre yükseklikteki denizimizin serin ve kuru havasında güneşleniyor, kitap okuyor, garsonları her gördüğümüzde bir şeyler istiyorduk. Masamıza gele gide onlar da bize alışmaya başlamışlardı. Hatta gülümsedikleri bile oluyordu. Aslında Akdeniz kıyısındaki bir tatil yerine göre inanılmayacak kadar lüks içindeydik. Çünkü denizi kimseyle paylaşmıyorduk.
Dört sularında önce Ahlat Müzesini gezdik. Sevimli yapının küçüklüğünden içindekilerin değersiz olabilecekleri fikrine kapılabilirdiniz ama eşi benzeri olmayan, insan tasvirli Selçuklu kaplarını görünce fikriniz değişiyordu. Müze Müdürü Mehmet Yıldız'la tanıştık. Çevreyi birlikte dolaştık. Gençti ama altı yılını buralara vermişti, anlatacak çok şeyi vardı. Ahlat'ı Mehmet Bey'le dolaşırken sayıları düşünüyordum. Örneğin, Efes'teki Küretler caddesinde binlerce hemcinsimle birlikte aşağıya doğru yürürken hep "mee! mee!" diye bağırma ihtiyacı duyarım. Turizmin patladığı tüm ören yerlerinde de bu koyun hissiyatı yakamı bırakmaz. Burada ise bambaşkaydı. Kendimi saygın ve özel bir insan olarak görüyordum. Bu günlerde oralara çok az kişi gittiği için aklı başında görünen her gezgin önemliydi ve yerel halk tarafından hak ettiği ilgiyi fazlasıyla buluyordu.
Akşam yemeği de kusursuz geçmişti ve bahçede hızla artan erkek nüfusundan cesaret alarak erkenden odamıza çekilmiştik ki "O" başladı. Bir an tüm bina yıkılıyor sandık. Koşup balkondan aşağı bakınca, güzel bir kadın silüetinden inanılmaz ölçüde detone, kart ve yüksek bir cayırtının çıktığını gördük. Canlı müzik diye yutturmaya çalıştıkları "şeyin" kalitesizliğini anlatmaya kelime bulamıyordum. Sıcağa rağmen balkonun kapısını kapattık. Yetmedi. Kulaklarımıza pamuklar tıkadık ve başımızı yastığın altına gömdük. Çare olmadı. Resepsiyona telefon ettik. Bize üzüntülerini belirttiler. Üç saatlik engizisyon uygulamasının sonunda gecenin sessizliği geri geldi. Bitkin bir şekilde balkona geri dönüp, dağılmakta olan müşterilere baktım. Ne söylediklerini anlayamıyordum ama çoğunluğu gençlerden oluşan ekibin gülüşlerindeki rahatlama elle tutulacak kadar belirliydi. Kim bilir belki de buraların koyu taassubunun içinde başka çareleri yoktu.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

"YAŞASIN CUMHURİYET" Atatürk’ten bizlere ve sonsuza dek miras kalan cumhuriyet bir fazilettir. Yaşasın Cumhuriyet… Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun…

YAŞASIN CUMHURİYET
Büyük devlet adamı, büyük kumandan Mustafa Kemal ATATÜRK,  ülkemizi düşman  işgalinden kurtarmış, sonra da dünyanın en modern ve  çağdaş yönetim biçimi olan cumhuriyeti kurmuştur.
Ardından uygar ve medeni bir dünyada  söz sahibi  olabilmek adına  devrimleri gerçekleştirmiştir.  Bu devrimlerle  eğitim, kültür, sanat, sağlık ve ekonomi gibi alanlarda yenilikler getirmiştir.
Cumhuriyet,  Mustafa Kemal ATATÜRK’ün  düşündüğü çağdaş, medeni, güçlü ve dünyada sözü geçen bir ülke olabilmenin ilk ve tartışmasız adımı olarak verdiği karardı.
Çünkü, teklifi üzerine TBMM tarafından “Yaşasın Cumhuriyet” sesleri arasında kabul edilen cumhuriyet sonrası Cumhurbaşkanı olarak Çankaya’ya çıktığında,  “Artık Görevimi Tamamladım” düşüncesine kapılmamış, Türkiye’nin her alanda ilerlemesi adına girişimlerde bulunmuştur.
Yapılan çalışmalar sonuçlandıkça, yeni bir Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve 1 Kasım 1928’de kabul edilen Yeni Türk Alfabesi’nin kabulu ve Arapça’nın yerine geçmesi, sonrasında da “Laiklik”in Anayasa’ya girmesi ve diğer devrimlerin peş peşe yapılması ile cumhuriyetimizin sarsılmaz temelleri atılmıştır.
Mustafa Kemal ATATÜRK, yalnızca savaş meydanlarındaki dehası değil, Cumhuriyet öncesi ve sonrası gösterdiği devlet adamı misyonu ile de tarihe iz bırakmış ender liderlerden biridir. Ekonomiden sosyal gelişmeye, sanayiden bankacılığa, tarımdan milli birliğin sağlanmasına, attığı her adım, çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti adına olmuştur.
Çağdaşlığın, öncelikle eğitim ve kültürle hatta sanatla ne kadar ayrılmaz bir bütün olduğunu çok iyi biliyordu ve bu alanda da sayılamayacak kadar çok yeniliği ulusun hizmetine sunmaktan bir gün dahi geri durmadı. Cumhuriyetin genç kuşakları aydın, bağımsız ve hürriyetin kıymetini çok iyi bilen öğretmenler tarafından yetiştirilmeliydiler ve öyle yaptı.
Akıllarımıza bir nasihat gibi kazınmış olan 10. Yıl nutkunda söyledikleri adeta bu ulus için yaptıklarının ve yapılması gerekenlerin bir düsturu ya da özeti gibidir. Nutkunun başında, “Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramalığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Buradaki muaffakiyeti Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkare yürüyüşüne borçluyuz,” derken, son bölümünde de, “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebaruz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir,” diyerek seslenmiştir ulusuna. 
Atatürk’ten bizlere ve sonsuza dek miras kalan cumhuriyet bir fazilettir. Türk insanı da yüce değerlerin tümüne sahip çıkmalıdır ve çıkacaktır. Bu nedenle cumhuriyetimizi çok seviyoruz. 
Cumhuriyet bize çağdaşlık ve uygarlık, kültür ile bilimin bütünleştiği ve sanatın önem kazandığı bir anlayış kazandırmıştır. Bu nedenle cumhuriyetimizi çok seviyoruz.
Cumhuriyet dediğimiz bu yüce eser, Atamızın önderliğinde binlerce şehit ve gazinin canı ve kanı ile hayata geçebilmiştir. Bizi ayakta tutan laik, demokratik ve tek bayrak altında yaşama özgürlüğümüzün iç ve dış düşmanlar tarafından yıpratılmasına  asla izin vermemeliyiz.
Bunun için de, çağdaş eğitim sisteminden en iyi şekilde yararlanmış, kendini yüksek kültür ve sanat anlayışıyla yeterince donatmış, aklını ve yüreğini ülkesinin ve halkının hayrına kullanmak üzere bilemiş olan gençliğimize büyük görev düşüyor.
Yaşasın Cumhuriyet…
Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun…

"DÖNE DÖNE VAN GÖLÜ", Lütfü Özgünaydın; “Bu projeyi yapmış olmaktan çok mutluyum. Van Gölü denilince Van Gölü Canavarı palavralarının akla gelmesini istemiyorum artık.” Fotoğraf Sanatçısı, LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN

DÖNE DÖNE 
VAN GÖLÜ
Fotoğraf Sanatçısı, LÜTFİ ÖZGÜNAYDIN
Türkiye haritasının doğusundaki en büyük mavi leke, adeta küçük bir iç deniz Van Gölü… Türkiye’nin önde gelen fotoğraf sanatçılarından Lütfü Özgünaydın Van Gölü’nün etrafını döne döne görüntülemiş, çalışmalarının sonunda ortaya bir kitap, bir gösteri bir de sergi çıkıvermiş. Özgünaydın; “Bu projeyi yapmış olmaktan çok mutluyum. Van Gölü denilince Van Gölü Canavarı palavralarının akla gelmesini istemiyorum artık.” diyor ve çalışmalarıyla Van Gölü ve çevresinin göz alıcı doğa ve yaşam görüntüleriyle önümüze getiriyor.
Özgünaydın, Erzincan Kemaliye Toybelen Köyünde doğdu, gazeteci olmak istemesine karşın öğretmen oldu. “Anadolu’nun ücra bir köyünde nasıl gazeteci olacaktım ki?” diyor ve ekliyor; “1969 yılında Hürriyet Gazetesi’nde bir ilan gördüm, Hürriyet Haber Ajansı için yerel muhabirler arıyorlardı. Ankara’da sinemacılık yapan dayımlardan bir fotoğraf makinesi istedim. Düşünün o kadar yabandım ki, nasıl çalıştığını bir oto tamircisine sorarak öğrendim. 1970’li yılların başında fotoğraf işine yoğunlaşmaya başladım. Hürriyet Gazetesi’nde ilk büyük fotoğrafım, kar nedeniyle yolda kalan trenden postaların katırla alınması olayı idi. Bir hafta boyunca o fotoğrafı odamın duvarına asıp baktım. Elazığ’a Keban Barajı Gölü ile ilgili tüm haberlere beni göndermeye başladılar. Oktay Ekşi Ajansın Genel Müdürüydü. Bize gazeteciliğin ayrıntılarını öğretmek için kalın kalın bültenler gönderirler, eğitim verirlerdi.”
Özgünaydın, Keban’ın Köprüleri haberiyle Abdi İpekçi Röportaj ödülünü aldı, 1975 Yılında Yeni Fotoğraf Dergisi onu en iyi on genç arasında gösterdi.
Anadolu’da pek çok sergi açtı. Son projesi ise Van Gölü oldu. Van Gölü’nü yıllardır düşünüyormuş, sadece bir “kalk gidelim” demek yetmiş başlamak için.
“Van Gölü’nün duruşundan her zaman çok etkilenmiştim. Eşim benim asistanım gibidir. Beraber Van’a gitmeye karar verdik. 2002 yılından itibaren Van’a gidip gelmeye başladık, çalışmalarımız üç yıl sürdü. O kadar güzel yerler ki hala da tamamlanmış saymıyorum çalışmamı. Eski ve yeni Van valileri çalışmalarımıza büyük ilgi gösterdiler, sergimizin fotoğraf basımını üstlendiler.”
Özgünaydın, yola Tatvan’dan çıkmış, gölle ilk buluşmasının fotoğrafını da hiçbir elemeye tabi tutmadan kitabının başına koyuvermiş.
“Göl ve çevresinde yer alan Muradiye Şelalesi, Hoşap Kalesi, Yaşar Kemal’in  köyü Ünseli, Erciş, Nemrut Krater Gölü, Akdamar Adası, Anlat, Gevaş, Artos Dağı, Çaldıran hepsi büyüleyici yerler. Ben bu projeyi gölün çevresini dönerek yaptım. Oraya gezmeye gideceklerin de gölün çevresini dönmelerini isterim. Fotoğrafını çektiğim yerler arasında bana en çok huzur veren, beni en çok etkileyen yer Van Kalesi’ydi. Bir yanınızda Eski Van, bir yanınızda Yeni Van.”
Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü Sergi Salonunda 1 Haziran 2005 tarihinde açılan sergi 42 parçadan oluşmakta, 10 Haziran 2005 tarihine kadar sanat severlerin hizmetine sunulmuştur.
***
Sayın Özgünaydın’ı bu değerli çalışmasından dolayı yürekten kutluyor, çalışmalarının  sanatın diğer dallarında hizmet verenlere örnek teşkil etmesi umuduyla yöremiz için yene yeni sanatsal aktivitelerin artmasını ve bölgemize bir canlılık getirmesini içtenlikle diliyoruz.

11 Ağustos 2017 Cuma

Mustafa Kemal ATATÜK ve (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu) UNESCO

ATATÜRK 
VE 
UNESCO
Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu UNESCO’nun anayasası 1945 yılı Kasım ayında Londra’da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 44 ülke temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmişti.
Türkiye’nin adı, 4 Kasım 1946’da UNESCO anayasasını onaylayan ilk 20 ülkenin oluşturduğu Kurucu Üye Devletler listesinde ön safta 10. Sırada yer almaktadır.
Türkiye delegeleri UNESCO’da oldukça verimli çaba göstermiş, Matrakçı Nasuh, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, İsmail Gaspıralı, Halide Edip Adıvar, Abdulkadir Meragi, Piri Reis Haritası, Itri, Yusuf Nabi, Kemal Ahmet Aru, Osman Hamdi Bey, Katip Çelebi, Kaşgarlı Mahmut, Celaleddin Rumi, Nazım Hikmet, Şeyh Galip, Hasan Ali Yücel, Nasreddin Hoca, Fuzuli, Uluğ Bey, Yunus Emre, Mimar Sinan gibi değerlerimizin uluslararası etkinliklerle anılmalarında oldukça başarılı olmuşlardır.
UNESCO İcra Konseyi, 25 Mayıs 1962 günlü toplantısında, Atatürk’ün ölümünün 25. yılında tüm dünyada anılmasına karar vermiştir.
Basında yayımlanan haberlere göre; “O güne dek büyük kişiliklerin ancak 50. veya 100. ölüm yıldönümlerinde anılmasına karar veren Konsey, Atatürk’ün seçkin kişiliği nedeniyle 25 seneyi yeterli görmüştür. Anma törenleri gelecek yıl 10 Kasım 1963’te yapılacaktır.” Merkezi Paris’te bulunan UNESCO teşkilatı 1963 senesini Atatürk Yılı olarak ilan edecektir. Bu münasebetle Atatürk’ün 25. Ölüm yıldönümü için hazırlanacak Atatürk Plağı 10 Kasım’da bütün dünya radyolarında yayınlanacaktır. Bu plakta ABD Başkanı Kennedy, İngiltere Başbakanı Macmillan, General MacArthur, İran Şahı, Almanya Başbakanı Dr. Adenaeur ve Pakistan Devlet Başkanı Eyüp Han, Atatürk hakkında ikişer dakikalık birer konuşma yapacaklardır.”
10 Kasım 1963’de bu sesli iletilere Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgiba, Hindistan Başbakanı Nehru, İngiltere Başbakanı Sir Home, Batı Almanya Şansölyesi Erhard’ın gönderdikleri sesli iletiler de eklenmiş ve hepsi saat 21.00’de Ankara Radyosu’ndan kendi sesleriyle yayımlanmıştır.
ABD Başkanı Kennedy’nin 10 Kasım 1963 günü yayımlanan ve John F. Kennedy Başkanlık Kütüphane ve Müzesi’nde korunan ses kaydındaki konuşma şöyleydi:
“Kemal Atatürk’ün vefatının 25’inci yıldönümünü anma törenine iştirak edebilmekten şeref duymaktayım. Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyayı ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır.
Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan hür bir Türkiye’nin doğması, Türkiye’nin hürriyet ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan ve o zamandan beri Atatürk’ün ve Türkiye’nin giriştiği derin ve geniş devrimler kadar bir milletin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir misal mevcut değildir.
Atatürk’ün bağımsız bir Türkiye’de, hür ideallere bir idare kurulması için hazırladığı sağlam temel, şimdiki sıkı ittifakımızın dayanağıdır. Bizi Atatürk’ün memleketine ve onun Türkiye’de ve dünyada yerleşmesine hizmet ettiği ideallere bağlayan bu ittifaka Amerika Birleşik Devletlerinin bir ortak olabilmesinden gurur duyuyorum.
Vefatının yıldönümünde bu büyük adamı saygı ile selamlarım”
Atatürk, ölümünün 25. Yıldönümünde, UNESCO kararıyla, pek çok ülkede çeşitli etkinliklerle ve devlet başkanlarının özel demeçleriyle anıldı.
10 Kasım’ların  Türk Ulusu olarak kutsal görevlerimizden biri olduğunu unutmamalıyız…