Ahmet ÖZDEMİR-İstanbul Gazetesi
Ahlat Kültür Sanat Ve Çevre Vakfı’nın Yayın
Organı var. Adı: Ahlat Gazetesi.Orhan Erinç ağabeye gönderiyorlar. O da
okuyayım diye bana aktarıyor. O kadar değerli yazılar var ki, gönül bunları
herkes okusun, okusun da vatanı daha özden sevsin istiyor.
Temmuz 2016 tarihini taşıyan 188. Sayısını
saklamışım. İşte birkaç yazı başlığı: ” Atatürk’ün Bitlis Mektupları”,
“Bitlis’in Bin Çocuğu”, “Dönüş Yolunda”, “Bitlis’te Hain Saldırı”, “Bitlis’te
Beş Minare”, “Ahıska Türkleri Ahlat’ta”, “Bitlis Malemürsel Aşireti Halk İnançları”,
“Ahlat’ta Salur Damgaları”, “Farklı Bir Cevabı Vardır Herkesin”, “On Yıl
Önce Ahlat Gazetesi”, “Evkaf Nedir? Vakıflar Neye Yarar?”
İlgimi Bitlis’in Bin Çocuğu yazısı çekti.
İmza yoktu. Yazıya ilişkin takdim yazısında da yazardan söz edilmiyordu.
Ama verdiği mesaj özellikle vurgulanıyordu:
Yazı Rus işgalini ve işgalin amacını
anlatıyordu. Hikâye soğuk bir kış günü başlıyor ve şöyle anlatılıyordu:
“Bitlisi Piyade Yarbay Ali Çetinkaya
komutasındaki askerler, gönüllü aşiretler ve milislerden oluşan birlikler ile
kentte kalan eli silah tutan az sayıdaki sivil halk savunuyordu.
Bu ölüm kalım mücadelesine Bitlis’in önde
gelen aileleri arasında Küfrevi Şeyhi Abdülbaki Efendi de bulunuyordu.
Abdülbaki Efendi, sonradan Bitlis’e gelen ve buradaki Küfrevi Türbesini ziyaret
eden Yedinci Ordu Kumandanı Miralay Mustafa KEMAL ile yakın bir dostluk
ilişkisi kurmuş, bu ilişki Cumhuriyetin kuruluş aşamasında ve sonrasında
karşılıklı mektuplaşmalarla devam etmişti.
………..
3 Mart 1916 günü, sabahın erken
saatlerinden itibaren Dideban sırtlarından gelen şiddetli top sesleri evlerini
terk edemeyen Bitlis insanının kabusuydu adeta. Ordu mensupları, milis
kuvvetleri, Bitlis’in önemli aileleri ve şahsiyetleri, kahraman halkı, tüm varlıklarıyla
bu saldırıya karşı büyük bir direniş sergiliyorlardı.
Ne var ki düşman güçlü ve acımasızdı,
çetin mücadelelerden sonra kent teslim alınıyor, büyük bir talan, yağma, yakıp
yıkma eylemi gerçekleşiyordu.
Yola çıkan kafile bin bir güçlükle yol
alıyordu. Ancak, yaşlılar, hastalar ve çocuklar büyük sorunlar yaşıyorlardı.
Gücü tükenenler, adım atamayacak bir hale gelince kendilerini ecelin
tecellisine bırakıyorlardı sessizce.
Ancak çocuklar için durum farklıydı,
ailelerin geleceğiydi onlar, göz bebekleriydi, ne var ki durum tahminlerin de
ötesinde hazin bir tablo oluşturuyordu. Şiddetli soğuk ve nefes almaya fırsat
tanımayan tipi yüzünden morarmış çocuklar annelerinin kucağında buz
kesiyorlardı. Kiminin ağlayacak hali bile kalmamıştı. Aileler bu durumdan
ziyadesiyle rahatsızlık duyuyorlardı, bir çözüm bulmalıydılar.
Bir köprünün altına bırakalım, üstlerini,
sıkıca örtelim, başlarına birilerini koyalım, sabah ola hayır ola diyerek
akıllarınca çocuklarını koruyacaklardı. Çaresizlik içindeydiler, denilenleri
yaptılar. Gecenin sabahında umutla çocuklarına koştuklarında gözbebeği
çocuklarının buz kesmiş bedenleri ile karşılaşmış şok olmuşlardı.
Bitlis’in geleceğini kuracak “Bitlis’in Bin Çocuğu” bir köprünün
altında vatan uğruna, Bitlis uğruna yaşamlarına daha adım bile atmadan karların
altında kalmıştı. Askerler kar altındaki donmuş çocukların bedenlerini
gözyaşlarıyla gömüyorlardı.
Ruslar, Bitlis’te 5 ay 5 gün kaldılar,
yani 155 gün. Bu 155 gün içinde kalay kolay kapanmayacak yaralar açtılar.
8 Ağustos 1916 günü Bitlis’i terk ettiler,
en nadide tarihi eser ve belgeleri da beraberlerinde götürdüler. Geride
harabeye dönmüş bir Bitlis bırakarak.
İşgalden tam iki yıl sonra memleketlerine
dönen Bitlisliler, soğuktan donan çocuklarının bulundukları yere geldiklerinde
iki yıl önce yaşadıkları travmayı yeniden gözlerinde canlandırdılar, savaşa, ve
savaşa neden olanlara lanet, canlarının parçası çocuklarına dualar okuyarak,
gözyaşları içinde onları andılar.
O gün bu gündür “Bitlis’in Bin Çocuğu”nu ne arayan, ne anan ne de merak eden
oldu!..”
Yukarıya kopyaladığım yazının yazarını
araştırdım. Çok kolay buldum. İlhami Nalbantoğlu’ydu. Bu gazeteyi çıkaran
idealistti. Belli ki, alçak gönüllülük gösterip yazının başına imzasını
koymamıştı.
Birkaç cümle ile bilgi vereyim: İlhami
Nalbantoğlu, Ahlat’ta doğdu. Ankara Gazi Üniversitesi Basın-Yayın
Bölümünü bitirdi. 1969 yılında Başbakanlıkta memur olarak göreve başladı. Ahlat
Kültür Vakfını kurdu. Uzun yıllar Kurucu Başkanlığını yaptı. Pek çok kuruluşta
yer aldı. 1993 yılında kurduğu Ahlat Kültür Sanat ve Çevre Vakfı’nın Kurucu
Başkanıdır. 24 yıldan beri bu Vakfın yayın organı olan “Ahlat Gazetesi”ni çıkarmakta…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder