İBRAHİMİ DİNLERİN KALBİ-KUDÜS
Merhaba arkadaşlar, yayınlanmasına
az bir süre kalan “Anadolu'nun
Güzellikleri” adlı
kitabımda Kudüs'ün de olmasını canı gönülden arzu
ettiğim için, bir iki gün içinde sömestri turuna yazıldım. Gerek basında gerekse
yakın çevremde o bölgede çatışmaların olduğu, bölgenin güvenli olmadığı
yönündeki haberlerden dolayı ailem dahil hiç kimseye Kudüs turuna
katılacağımı söylemedim..
Sabah kahvaltıdan sonra Zeytin
Dağı'na doğru yola çıktık. Çoğu zeytin ağaçlarıyla dolu Zeytin Dağı'ndan
bakınca Kidron Vadisi üzerindeki tepede, dudak uçuklatan fiyatlarda
satılan Yahudi mezarlığı ilk gözümüze çarpıyor. Yahudiler bu mezarlığa
gömüldüklerinde cennete gireceklerini düşünüyorlar.
Ayrıca ölüleri diriltecek olan “Sur” düdüğünün de, bu vadiden
üfleneceğine inanıyorlar. Yahudi mezarları düzgün dikdörtgen biçiminde,
bazıları daha büyük, üzerlerinde sayıları birbirinden farklı küçük taşlar
dikkat çekiyor. Mezarı ziyaret eden kişi sayısını ifade ediyormuş bu taşlar.
Tepenin biraz altında, sağ tarafta soğan biçimli klasik kubbeleriyle Rus
Ortodoks Kilisesi göze çarpıyor.
Tam karşımızda dikdörtgen bir
arazi üzerine bir tarafında şehrin surları diğer tarafında Memluklu
medreseleriyle çevrili bir alan içerisinde altın varaklı Kubbetü's Sahra ve
Mescid-i Aksa tüm ihtişamıyla...
Bu topraklar için binlerce yıldır
niçin kan döküldüğüne şaşmamak gerektiğini anlıyorum.
Zeytin Dağı'nın hemen yakınında
ilk kadın evliya Hz. Rabia-tül Adeviyye'nin kabrindeyiz. Basra'da doğup, bir
köle olarak satılmıştır. Sahibinin çeşitli işkencelerine maruz kalmış. Ancak
doğru yoldan ayrılmamıştır. Sahibi de Allah'ın izniyle, ondaki hikmeti görmüş
ve özgür bırakmıştır. Hizmetçi iken manevi derecelere ulaşmış bir
kişidir.
Dua ettikten sonra Selman-ı
Farisi hazretlerini ziyaret etmek için yola koyulduk.
Yoldaki limon ağaçlarında,
limonlar kocaman olmuş. Ocak ayı olmasına rağmen her taraf yemyeşil. Nine, anne
ve çocuğu dileniyor. Filistinli çocuklar teneffüse çıkmışlar. Bize zafer
işareti yapıyorlar. Selman-ı Farisi hazretlerinin türbesine vardık, bize
kuşburnu çayı ikram ettiler. Türkleri çok seviyorlar. Türbede dua edip iki
rekat mescit namazı kıldık. Selman-ı Farisi hazretleri İsfahan'da doğmuş,
veliler zincirinin ikinci halkası. Ateşpetest bir aileden geldiği,
Hıristiyanlarla karşılaşınca Hıristiyan olduğunu öğreniyoruz. Yanında ilim
öğrendiği rahibin, Hz İbrahim Peygamberin (as) dini üzerine bir peygamber
çıkacağını ve onu bulması yönünde vasiyeti üzerine kervana katılmıştır. Kervan
onu köle olarak bir Yahudi'ye satmıştır. Yanında ilim öğrendiği rahip peygamberin
üç alameti olacak; :"Birincisi, sadaka verirsin alır, yemez ama
yanındakilere verir. İkincisi, hediye verirsin yer, yanındakilere de yedirir.
Üçüncüsü peygamberlik mührü vardır." der. Peygamber Efendimizin
peygamberliğini açıkladığı vakitlerde Yahudi sahibiyle Medine'ye gelir.
Bir şekilde Peygamber Efendimizin
huzuruna çıkar, bu alametleri görünce Müslüman olur. Ancak bir köledir. Sahibi
300 hurma ağacı karşılığında özgür bırakacağını söyler. Onu kölelikten
kurtaracak olan 300 hendeği kazar. Peygamber Efendimiz de elleriyle hurma
fidanlarını diker. Bugün yediğimiz Acve peygamber hurmaları onlardandır. Hendek
savaşındaki gayreti nedeniyle Peygamber Efendimiz (sav) Selman-ül Hayr
demiştir. Allah dualarımızı kabul eyleye. Amin.
Namazımızı kılmak için Mescid-i
Aksa'ya doğru yola çıkıyoruz. Kadim şehrin sokaklarında bir Filistinli amca
gözleri dolarak "hoşgeldiniz hoşgeldiniz" diyor. Benim de gözlerimden
yaşlar boşalıyor. Osmanlının hakimiyetinde 400 yıl hoşgörü, barış
içerisinde yaşayan Kudüs, şimdi zulüm içinde. Şerif Hüseyin ölümünden bir kaç
gün önce "Osmanlı'ya kılıç
çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum." demişti. Oğulları
taş sokakları,
dar dehlizlerinden geçerek Arslanlı Kuzey yönündeki ikinci kemerden geçip
Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Bu kemerler Memlüklüler zamanında Muhammed Nasır
tarafından yaptırılmış.Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki: "Mescid-i
Haram'da yapılan her ibadetin sevabı yüz bin ile, Mescid-i Nebevi'de ve
Mescid-i Aksa'da yapılan ibadetin sevabı ise bin ile çarpılmaktadır.” Biz de
bu sevaptan bir dirhem dahi almak için Mescid-i Aksa'dayız. Rahmetli Mehmet
Amcamın Yasin kitabıyla yasin ve duaları okudum. Tüm geçmişlerimize,
şehitlerimize dua ettim. Afrin'de, Güneydoğu'da bayrak için, vatan için
mücadele veren asker ve polisimizi koruyup, muvaffak etmesi için, devletimizin
var olması için, yaralı gazilerimizin bir an önce sağlığına kavuşması için,
şifa bekleyen kullar için dua ettim. Allah dualarımızı kabul etsin.
Kubbetü's Sahra Cami'nin içindeki Muallak Kayası'nın yanındayım.Allah yaratmaya
önce bu kutsal kayadan başlamış. Nice peygamber, bu kayaya yüz sürüp, dua etmiş,
kurban kesmiş, Peygamber Efendimiz, (sav) bu mübarek kayanın üzerinde
miraca yükselmiş. Kaya da Peygamber Efendimizle beraber göğe doğru yükselmiş
.Peygamber Efendimizin (sav) "Dur"
demesiyle havada asılı kalmıştır. Kutsal Kaya'nın altındaki mağaradayız.
Yeryüzünde bilinen en eski mihrabın önünde bir iki kişi namaz kılıyor.
Namazımızı eda ettikten sonra Mescid-i Aksa
etrafındaki eserleri rehberimiz anlatıyor. Yaprak Kuyusu önündeyiz. Hz. Ömer
zamanında bir zat bu kuyulardan birine kovasını düşürür. Kovayı almak
için kuyunun dibine iner. Dehliz görür, dehlizin ucunda gördüğü ışığa doğru
gider. Çok güzel bir manzara karşısındadır. Daha ötelere gider. Acaip
mahlukatlar görmeye başlayınca korkar, yukarı çıkar. Yanında da bir yaprak
getirir. Olayı bir çok kişiye anlatır, inanmazlar. Bu durum Hz Ömer'e
kadar ulaşır. Hz. Ömer bir heyet gönderir. Yaprak incelenir ve yaprağın hala
kurumadığı görülür. Yaprağın cennetten geldiği anlaşılır. Böylece bu
kuyuya Yaprak Kuyusu denir.
Şimdi Faslılar Kapısı önündeyiz. Peygamber Efendimizin
(sav) Mekke'den üzerinde geldiği biniti Burak'ı bağladığı duvar ile
Yahudilerin Ağlama Duvarı aynı duvardır. Hareme bakan taraf Müslümanlar
tarafından kutsal sayılırken, duvarın dışı Yahudiler tarafından kutsal
sayılıyor. Mescidin yanındaki Ağlama Duvarına açılan kapı Faslılar Kapısı'dır.
Şimdi Miraç Kubbesi önündeyiz. Peygamber Efendimizin (sav) miraca yükseldiği yer. Biraz ötede işlemeli, soğan formlu tam bir sanat eseri olan Kayıtbay Sebili'nden soğuk havalarda sıcak, sıcak havalarda soğuk su ve meşrubat içebilirsiniz.
Şimdi Miraç Kubbesi önündeyiz. Peygamber Efendimizin (sav) miraca yükseldiği yer. Biraz ötede işlemeli, soğan formlu tam bir sanat eseri olan Kayıtbay Sebili'nden soğuk havalarda sıcak, sıcak havalarda soğuk su ve meşrubat içebilirsiniz.
İslam
Müzesi'ndeyiz. Müzede Hz. Ömer'den günümüze kadar gelen eserler
sergilenmektedir. Aslen Türk olan Nurettin Zengi'nin yaptırdığı
tamamı el işçiliği ahşap minber 1967 yılında Mescid-i Aksa'nın fanatik bir
Yahudi tarafından yakma girişiminde yanmış, kalıntıları müzede sergilenmekte.
Yahudi hiç bir ceza almamış, memleketine gönderilmiştir. Sultan Barsbay zamanından
kalma dev Kuran-ı Kerim, buhurdanlıklar, eşsiz Kuran-ı Kerimler, alemler
vb...İslam Müzesi'nin yanında Romalılar dönemine ait kalıntılarda göze
çarpmakta.
Namazımızı eda etmek için Mescid-i Aksa Kıble
Cami'sindeyiz. Kıble Cami, Pagan ve Hıristiyan Roma dönemine ait izler
taşımaktadır. Sütun başlıkları, kemer şekilleri, zik zak silmeler, nişlerin sütun
içleri vb... Aynı zamanda erken İslam mimarisi izleri de taşımaktadır. Mozaik
süslemelerinde olduğu gibi. Mescid-i Aksa'nın Ulu Cami'nin bulunduğu yer
Yahudiler ve Hıristiyanlar içinde kutsal sayılmaktadır. Yahudiler
burasının Süleyman Peygamberin okulu olduğuna inanır.
Yanan minberin yerine Türk kündekari ustaları ve
Suriyeli sedef kakma ustaları işbirliğinde yenisi yapılmıştır. Kudüs'ü
Kudüs yapan bizim ecdadımızdır. Mercidabık Savaşında Memlüklüleri yenen Yavuz
Sultan Selim ve ordusu, Kudüs'e gelmiş, Mescid-i Aksa avlusunda 18 bin
Şamdan yakılarak yatsı namazını eda etmiştir. 400 sene boyunca barış, adalet
içerisinde bu toprakları yönetmişlerdir. Şimdi ise kan ve gözyaşı. Cemaatin
büyük çoğunluğu Türklerden oluşuyor. Ecdadımızın emanetini elimizden geldiğince
varlığımızla da olsa korumaya çalışıyoruz.
Şimdi serbest zamanda Babulamud Şam Kapısı
önünde oturarak naneli çay, limonlu zencefil yudumluyoruz. THY pilot ve
hostesleriyle sohbet ederek geçiriyoruz. Yöresel tahinli, susamlı
şekerlemelerden alıyoruz. Kudüs'ün dar taş sokaklarından geçerken sanki
binlerce yıllık tarihin içinden geçiyoruz. Beni bu kadar etkileyen başka bir
yer daha görmedim.
Mescid-i Aksa'da öğle ve ikindi namazlarını kıldıktan
sonra Yahudilerin Ağlama Duvarı'nı görebileceğimiz yere gidiyoruz. Kadınlar ve
erkekler ayrı yerlerde ağlıyorlar. Ağlama Duvarı; Kudüs'ün ve Beyt-ül
Mukaddes'in yakılıp yıkılışını, Romalılar tarafından başka ülkelere esir
olarak sürülüşlerini anmak, kinlerini bilemek için mabede yeniden kavuşup,
hakimiyetlerini kurmak için dua ve gözyaşı ile yaslarını sürdürdükleri yer.
Süleyman Mabedinden kalan bir kalıntı bu duvar. Mescid-i Aksa'yı yıkıp,
bu mabedin yeniden yapılması için de sürekli kazı çalışmaları yapıyorlar. Kazı çalışmalarının bir sebebi de Ahd-i Atik Sanduka'sını aramalarıymış.
Kudüs'ün taş sokaklarından geçerek Kıyamet Kilisesi'ne geliyoruz. Kıyamet Kilisesi Hz. İsa'nın kabrinin bulunduğu yer. Hıristiyan mezheplerinin aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle Eyyubi zamanından beri kilisenin kapısını Müslüman bir aile kapatıp açıyor. Kıyamet Kilisesi'nin hemen karşısında Hz. Ömer Mescidi.
Hz. Ömer Mescidinden sonra tekrar Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Namazlarımızı kıldıktan sonra Hz. Davut Külliyesi'ne doğru yola çıkıyoruz. Üç dininde peygamber olarak tanıdığı Hz .Davut kabrinde bir Musevi ve iki Müslüman beraber dua ediyor. Şu anda bir müze olan cami, kilise ve sinagog mevcut. Yahudiler bir yanda sallana sallana dua ediyor. Külliye'nin dışında toplu halde rahibe ve papazlar ziyarete geliyorlar. Davut Peygamberin heykeli hemen girişte yer alıyor. Muazzam bir külliye .
Mescid-i Aksa'ya doğru yola çıkıyoruz. Arslanlı Kapı'dan geçip Kubbetü's Sahra'da namaz kıldıktan sonra Dünya'da ilk yerleşim yeri olan Eriha'ya doğru yola çıkıyoruz. Palmiyeler Şehri'nde ilerlerken dışardan şehri abluka altına alan kalın duvarlar göze çarpmakta. Rehberimiz, şehre dışardan girişleri engellemek amacıyla bu duvarların inşa edildiğini, en fazla direnişin Eriha'dan olduğunu söyledi. Anayolda ilerlerken bir kaç Filistinli gencin İsrail askerlerine taş attığını görüyoruz. Az ilerde bir kaç Filistinli genç de bize zafer işareti yapıyor. Ocak ayı olmasına rağmen kaktüsler çiçek açmış, bahar gelmiş. Temptation Dağı'nın eteklerinde mola veriyoruz. Temptation Dağı ( Ayartma Dağı) Hz. İsa (as) vaftiz olduktan sonra bu dağdaki mağaraya gelir. 40 gün 40 gece açlık çeker. Bu süre boyunca şeytan ona görünür ve baştan çıkarmaya çalışır. Bu süre sonunda melekler ona yemek getirir. Hz. İsa'nın (as) şeytana uymadığı bu dağda dünyanın en eski manastırı olan Qarantal Manastırı var. İlk manastır 6.yy.da yapılmış. Sonra yenilenmiş.
Akşam karanlığında çok uzaktan Lut Gölüne 5 dakika bakıp, Musa Külliyesine doğru yola çıktık. Nebi Musa'da dua edip akşam namazını kıldıktan sonra saray otelimize doğru yola koyulduk. Otelde yemekhaneleri bulmak ne mümkün labirent gibi. Sora sora ancak buluyoruz. Güller açmış. Palmiye ağaçları ve yöreye özgü çeşitli bitkiler. Asıl bahçeye yolunu bulamadığım için inemedim maalesef.
Sabah kahvaltıdan sonra El Halil'e doğru yola çıktık. El Halil'in girişi İsrail askerleri tarafından işgal edilmiş. Pasaportlarımızı göstererek girebildik. Sokakta çocuklar etrafımızı sarıp para vb şeyler istiyorlar. İsrail bayrağı asmışlar. Allah yar ve yardımcıları olsun , çok zor durumdalar. Allah dostu Halil İbrahim Peygamber ve eşi Sare annemizin kabri; Oğlu İshak Peygamber ve eşi Rıfka'nın kabri; ve son olarak aslında kilitli olan ancak bizim ziyaretimizde tesadüfi açılan Yusuf Peygamberin kabrini ziyaret edip, namazımızı kıldık. Dualarımızı ettik. Caminin diğer tarafında kabirleri bulunan Hz Yakup ve eşi Lea'nın kabirlerine Yahudi tarafında olduğu için ziyaret edemedik. Bitişik olduğu için Yahudilerin yaptığı dini ayinlerin sesleri geliyordu.
Buradan da Halhul kasabasındaki Yunus Peygamber makamına gittik. Öğlen namazını kılıp. Bethlehem'deki Beşik Kilisesi'ne geldik. UNESCO Dünya Kültür Miras Listesindeki Hz İsa'nın doğduğu mağara üzerine yapılan Beşik Kilisesi'ni görüp Hz Ömer'in namaz kıldığı yere sonradan yapılan Hz. Ömer Cami'ne geçtik. Buraya Barış Meydanı deniliyormuş. Kilisenin kapısından Hıristiyanlar atlarıyla giriyormuş. Müslümanlar kapıyı küçültmüşler. Şimdi saygıyla, eğilerek giriliyor. Sokaklarda gayri Müslümlere ait sanat galerileri vb, dev boyutta Kola reklamları, bavul ve çanta satan dükkanlar, sokakta oynayan çocuklar göze çarpıyor.
Bethlehem'den sonra Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Serbest zamanda Kudüs çarşılarını geziyoruz. Alış veriş yapacak pek bir şeyleri yok. Fiyatlar da çok pahalı. Satıcının biri fincan, tabak vb şeyleri İstanbul'dan getirdiğini söyledi. Hz İsa'nın (as) çile yolundan geçip, tekrar Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Akşam ve yatsı namazlarından sonra otelimize dönüp gece 03:00 sularında yola çıkıyoruz. Dönüşte de hiç bir İsrail görevlisiyle sorun yaşamadan uçağa biniyorum. Elimden geldiğince yazmaya çalıştım.
Beğenmeniz dileğiyle.
Kudüs'ün taş sokaklarından geçerek Kıyamet Kilisesi'ne geliyoruz. Kıyamet Kilisesi Hz. İsa'nın kabrinin bulunduğu yer. Hıristiyan mezheplerinin aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle Eyyubi zamanından beri kilisenin kapısını Müslüman bir aile kapatıp açıyor. Kıyamet Kilisesi'nin hemen karşısında Hz. Ömer Mescidi.
Hz. Ömer Mescidinden sonra tekrar Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Namazlarımızı kıldıktan sonra Hz. Davut Külliyesi'ne doğru yola çıkıyoruz. Üç dininde peygamber olarak tanıdığı Hz .Davut kabrinde bir Musevi ve iki Müslüman beraber dua ediyor. Şu anda bir müze olan cami, kilise ve sinagog mevcut. Yahudiler bir yanda sallana sallana dua ediyor. Külliye'nin dışında toplu halde rahibe ve papazlar ziyarete geliyorlar. Davut Peygamberin heykeli hemen girişte yer alıyor. Muazzam bir külliye .
Mescid-i Aksa'ya doğru yola çıkıyoruz. Arslanlı Kapı'dan geçip Kubbetü's Sahra'da namaz kıldıktan sonra Dünya'da ilk yerleşim yeri olan Eriha'ya doğru yola çıkıyoruz. Palmiyeler Şehri'nde ilerlerken dışardan şehri abluka altına alan kalın duvarlar göze çarpmakta. Rehberimiz, şehre dışardan girişleri engellemek amacıyla bu duvarların inşa edildiğini, en fazla direnişin Eriha'dan olduğunu söyledi. Anayolda ilerlerken bir kaç Filistinli gencin İsrail askerlerine taş attığını görüyoruz. Az ilerde bir kaç Filistinli genç de bize zafer işareti yapıyor. Ocak ayı olmasına rağmen kaktüsler çiçek açmış, bahar gelmiş. Temptation Dağı'nın eteklerinde mola veriyoruz. Temptation Dağı ( Ayartma Dağı) Hz. İsa (as) vaftiz olduktan sonra bu dağdaki mağaraya gelir. 40 gün 40 gece açlık çeker. Bu süre boyunca şeytan ona görünür ve baştan çıkarmaya çalışır. Bu süre sonunda melekler ona yemek getirir. Hz. İsa'nın (as) şeytana uymadığı bu dağda dünyanın en eski manastırı olan Qarantal Manastırı var. İlk manastır 6.yy.da yapılmış. Sonra yenilenmiş.
Akşam karanlığında çok uzaktan Lut Gölüne 5 dakika bakıp, Musa Külliyesine doğru yola çıktık. Nebi Musa'da dua edip akşam namazını kıldıktan sonra saray otelimize doğru yola koyulduk. Otelde yemekhaneleri bulmak ne mümkün labirent gibi. Sora sora ancak buluyoruz. Güller açmış. Palmiye ağaçları ve yöreye özgü çeşitli bitkiler. Asıl bahçeye yolunu bulamadığım için inemedim maalesef.
Sabah kahvaltıdan sonra El Halil'e doğru yola çıktık. El Halil'in girişi İsrail askerleri tarafından işgal edilmiş. Pasaportlarımızı göstererek girebildik. Sokakta çocuklar etrafımızı sarıp para vb şeyler istiyorlar. İsrail bayrağı asmışlar. Allah yar ve yardımcıları olsun , çok zor durumdalar. Allah dostu Halil İbrahim Peygamber ve eşi Sare annemizin kabri; Oğlu İshak Peygamber ve eşi Rıfka'nın kabri; ve son olarak aslında kilitli olan ancak bizim ziyaretimizde tesadüfi açılan Yusuf Peygamberin kabrini ziyaret edip, namazımızı kıldık. Dualarımızı ettik. Caminin diğer tarafında kabirleri bulunan Hz Yakup ve eşi Lea'nın kabirlerine Yahudi tarafında olduğu için ziyaret edemedik. Bitişik olduğu için Yahudilerin yaptığı dini ayinlerin sesleri geliyordu.
Buradan da Halhul kasabasındaki Yunus Peygamber makamına gittik. Öğlen namazını kılıp. Bethlehem'deki Beşik Kilisesi'ne geldik. UNESCO Dünya Kültür Miras Listesindeki Hz İsa'nın doğduğu mağara üzerine yapılan Beşik Kilisesi'ni görüp Hz Ömer'in namaz kıldığı yere sonradan yapılan Hz. Ömer Cami'ne geçtik. Buraya Barış Meydanı deniliyormuş. Kilisenin kapısından Hıristiyanlar atlarıyla giriyormuş. Müslümanlar kapıyı küçültmüşler. Şimdi saygıyla, eğilerek giriliyor. Sokaklarda gayri Müslümlere ait sanat galerileri vb, dev boyutta Kola reklamları, bavul ve çanta satan dükkanlar, sokakta oynayan çocuklar göze çarpıyor.
Bethlehem'den sonra Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Serbest zamanda Kudüs çarşılarını geziyoruz. Alış veriş yapacak pek bir şeyleri yok. Fiyatlar da çok pahalı. Satıcının biri fincan, tabak vb şeyleri İstanbul'dan getirdiğini söyledi. Hz İsa'nın (as) çile yolundan geçip, tekrar Mescid-i Aksa'ya geliyoruz. Akşam ve yatsı namazlarından sonra otelimize dönüp gece 03:00 sularında yola çıkıyoruz. Dönüşte de hiç bir İsrail görevlisiyle sorun yaşamadan uçağa biniyorum. Elimden geldiğince yazmaya çalıştım.
Beğenmeniz dileğiyle.
Kalemine sağlık Canan Hanım.Akıcı bir üslubunuz var. Bir solukta okudum ve sanki oraları gezip görmüş kadar oldum. Çok teşekkürler.
YanıtlaSil